Öne Çıkan Gelişmeler & Özet:
- • (ANKARA) - DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, "Bu iktidar, artık bu ülkeyi yönetme kabiliyetini yitirmişt...
- • Babacan, Yeni Yol Partisi'nin grup toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Konuşmasında Kapa...
- • Yetkili kurumlar ve uzmanlar gelişmeleri anlık olarak analiz etmeye devam ediyor.
(ANKARA) - DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, "Bu iktidar, artık bu ülkeyi yönetme kabiliyetini yitirmiştir. Bu yorgun iktidar, bu aziz milletin sırtında yüktür. Milletimiz bu yükü çekmek zorunda değildir. Tüm yetkiyi kendi elinde toplayan Sayın Erdoğan, artık bu işin altından kalkamamaktadır" diye konuştu.
Babacan, Yeni Yol Partisi'nin grup toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Konuşmasında Kapadokya'da peribacasının çökmesi sonucu meydana gelen can kayıplarına ve deprem davalarına değinen Babacan, Türkiye'de denetim ve adalet mekanizmalarının işlemediğinin altını çizdi.
Kapadokya'da hayatını kaybedenlere rahmet, ailelerine sabır dileyen Babacan, yaşanan tehlikeye karşı vatandaşların daha önce uyarılarda bulunduğunu ancak bu uyarıların dikkate alınmadığını söyledi. İstanbul Maltepe'de beş kişinin hayatını kaybettiği binanın çökmesine ilişkin bilirkişi raporuna işaret eden Babacan, binaya sonradan eklenen kaçak katlar için yıkım kararı alındığını ancak uygulanmadığını belirterek, "Karar var, uygulama yok. Tehlike var, tedbir yok. Sonuç yine canlarımızı yitirdik yitiriyoruz" dedi.
Gelişmenin Perde Arkası ve Detaylar
İzmir depreminin altıncı yıl dönümünde depremde yakınlarını kaybedenlerle görüştüğünü anlatan Babacan, 36 kişinin hayatını kaybettiği Rıza Bey Apartmanı'na ilişkin davanın hala sürdüğünü belirtti. Ailelerin sorumluların hesap vermesini istediğini kaydeden Babacan, yerinde dönüşümle ilgili hak sahipleri ve müteahhitler arasındaki davaların da devam ettiğini söyledi. Babacan, "İnsanlar yakınlarının acısını taşırken bir de adalete ulaşamamanın yükünü taşıyorlar. Nereden bakarsanız bakın koskoca ülkede pek çok yerde sistem tamamen tıkanmış durumda" diye konuştu.
"SİYASİ İKTİDARIN İÇİNDEN İNSANLAR ÖRGÜTLÜ ŞEKİLDE BU SUÇU İŞLEMİŞLER"
Konuşmasının önemli bölümünü fon dolandırıcılığı soruşturmasına ayıran Babacan, Cumhuriyet tarihinin en büyük piyasa dolandırıcılığı olarak nitelendirdiği olayın üzerinden bir buçuk ay geçmesine rağmen vatandaşların sorularının yanıtlanmadığını ifade etti.
Resmi Açıklamalar ve Süreçteki Son Durum
Dolandırıcılığın bu kadar uzun süre devam etmesinin bürokrasi ve siyasi iktidar içerisinden destek alındığını gösterdiğini savunan Babacan, "Belli ki piyasa aktörleri bürokrasi ve siyasi iktidarın içinden insanlar örgütlü bir şekilde bu suçu işlemişler. Yani hep karşımıza çıkan o şer üçgeni yine devrede. Ancak dikkat edin bu şer üçgeninin sadece iki köşesine operasyonlar yapılıyor. Piyasa aktörleri ve bürokrasi köşesine. Üçgenin siyasi iktidar köşesine ilişen yok. Bu böyle olmaz" diye konuştu.
"FON DOLANDIRICILIĞINDA ŞİRKETLERİN KAYBI PANCAR ÜRETİCİLERİNİN 100 YILLIK ÜRETİMİNE BEDEL"
Ali Babacan, ağustos sonundan ekim sonuna kadar halka açık şirketlerin toplam değerindeki kaybın 173 milyar doları aşarak, 600'ün üzerindeki halka açık şirketin toplam değerinin 479 milyar dolardan 356 milyar dolara indiğini söyledi.
Kamuoyunun ve Uzmanların Değerlendirmeleri
Kaybın Türk lirası karşılığının 8 trilyon 650 milyar lira olduğunu ifade eden Babacan, şeker pancarı üretimi üzerinden yaptığı hesaplamayla kaybın büyüklüğüne dikkati çekti. Türkiye'nin yaklaşık 22 milyon tonluk şeker pancarı üretimini ve kilo başına 3 lira 72 kuruşluk alım fiyatını hatırlatan Babacan, "Bu fon dolandırıcılığında şirketlerimizin değer kaybı pancar hesabına vurduğumuzda Türkiye'deki bütün pancar üreticilerimizin tam 100 yıllık üretim değerine bedel" dedi.
"15 AYDAN FAZLA DEVAM ETMİŞ, NASIL OLMUŞ DA KİMSE FARKINA VARMAMIŞ?"
Finans piyasalarında kararların zamanlamasının önemine işaret eden Babacan, "Karar alırken değil 45 gün, değil 1 gün, bazen 1 dakika dahi gecikseniz iş işten geçer" diye konuştu. Yaklaşık 7 milyon vatandaşın şirket hisselerine yatırım yaptığını ve birikimlerinin değer kaybettiğini belirten Babacan, bu kayıpların hane halkının harcamalarını azaltacağını, bunun da ekonomik durgunluk ve resesyon riskini artıracağını söyledi.
Süreç Nasıl İlerleyecek?
Borsa İstanbul'un bilgi işlem altyapısının hisse senetlerindeki fiyat manipülasyonlarını 15 dakika içerisinde tespit edebildiğine ilişkin açıklamaları hatırlatan Babacan, dolandırıcılığın 15 aydan fazla sürdüğünü belirtti ve şöyle konuştu:
"Ekranlarda kırmızı ışıklar yanmaya başlıyor. Öyle de arkadaş, bu dolandırıcılık değil 15 dakika, değil 15 gün, 15 aydan fazla devam etmiş. Nasıl olmuş da kimse farkına varmamış? 15 ayda değil bilgisayar ekranlarında yanan kırmızı noktalar, Borsa İstanbul binasının baştan aşağı kırmızıya boyanması gerekirdi. İktidara soruyoruz: Borsa İstanbul bu şüpheli işlemleri SPK'ya bildirmiş mi? Yoksa birileri o kırmızı ışıkları söndürmüş mü? SPK'ya bilgi verildiyse, neden hiç kimse harekete geçmemiş? Bu dolandırıcılığı kimler örtbas etmiş? Kimler bu şebekeyi kurmuş, yıllarca işletmiş?"
Dolandırıcılığı gerçekleştirenlerin siyasi iradenin en üst kademesinin arkasında olduğu algısını oluşturduğunu savunan Babacan, "Açıkça ifade etmek gerekir ki her kim bu dolandırıcılığı yaptıysa şu algıyı oluşturmuş: 'Siyasi iradenin en tepesi benim arkamda. Hiç kimse bana dokunamaz. Dokunanın da eli yanar'" dedi.
"TÜYSÜZ YETİMİN HAKKI DÜNKÜ YETMELERE PEŞKEŞ ÇEKİLİRKEN SİZ NE YAPIYORDUNUZ?"
İktidara yönelik eleştirilerini sürdüren Babacan, "Ey iktidardakiler, sizlere sesleniyorum. Hak hukuk, helal haram kavramları bu kadar karışmışken, tüysüz yetimin hakkı dünkü yetmelere peşkeş çekilirken, siz oralarda ne yapıyorsunuz Allah aşkına?" diye konuştu. Babacan, "Beşeri adaletten kaçmaya çalışıyorsunuz amma, ilahi adaletten kaçışınız mümkün değil" ifadelerini kullandı.
Fon dolandırıcılığı nedeniyle siyasi iktidara destek veren insanların da zan altında kaldığını söyleyen Babacan, "AK Parti'ye şöyle ya da böyle destek vermiş ve desteğini de alenen komşusuna söyleyen koskoca bir camiaya siz leke sürdünüz. Siz bu temiz insanların dünyalarını yıktınız dünyalarını. Hayallerini yerle bir ettiniz. Suçluyu alenen ifşa etmezseniz, herkesi töhmet altında bırakırsınız" dedi.
Babacan, DEVA Partisi iktidarında fon soruşturmasının nasıl yürütüleceğine ilişkin de değerlendirmelerde bulundu. Bütün ilgili kuruluşların yöneticilerinin görevden alınacağını, kurumların içerisinden ehliyetli isimlerin göreve getirileceğini belirten Babacan, tam yetkili ve bağımsız bir görev gücü kurulacağını söyledi.
Soruşturmanın şeffaf yürütülmesi gerektiğini ifade eden Babacan, "'Bu iş ancak şeffaflıkla çözülür. Kim yanlış yaptıysa hesabını vermelidir. Yanlış yapan kişi Meclis'e gitsin hesabını versin' derdik. ve Meclis'te araştırma komisyonu kurulmasına biz öncülük ederdik" diye konuştu.
"SİYASET BİR ZENGİNLEŞME ARACI DEĞİL, MİLLETE HİZMET MAKAMIDIR"
Fon dolandırıcılığına ilişkin bütün yönlerin aydınlatılmaması halinde ekonomik kötüleşmenin devam edeceğini savunan Babacan, Türkiye'de siyasetin uzun süredir itibar kaybettiğini; imar rantları, adrese teslim ihaleler, yolsuzluklar, kamu kaynaklarının belli çevrelere aktarılması, kayırmacılık ve çıkar ilişkilerini eleştirdi. Fon skandalının bu kirlenmenin boyutlarını ortaya koyduğunu söyleyen Babacan, "Adeta bir lağım patlaması yaşandı. Kanalizasyon taştı. Sadece yatırımcıların birikimleri ciddi kayba uğramadı; sermaye piyasalarına, denetim kurumlarına ve devletin vatandaşını koruma sorumluluğuna duyulan güven de en ağır yara aldı" dedi.
Siyasetin bir ahlak, sorumluluk ve kamu hizmeti meselesi olduğunu vurgulayan Babacan, "Siyaset bir zenginleşme aracı değil, millete hizmet makamıdır" ifadelerini kullandı. Babacan, ekonominin düzelmesi için öncelikle siyasetin ahlakının düzeltilmesi ve devlete güvenin yeniden tesis edilmesi gerektiğini söyledi.
"BU YORGUN İKTİDAR, BU AZİZ MİLLETİN SIRTINA YÜKTÜR"
Konuşmasının devamında Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'ne ilişkin eleştirilerde bulunan Babacan, şunları söyledi:
"Bu iktidar, artık bu ülkeyi yönetme kabiliyetini yitirmiştir. Bu yorgun iktidar, bu aziz milletin sırtında yüktür. Milletimiz bu yükü çekmek zorunda değildir. Tüm yetkiyi kendi elinde toplayan Sayın Erdoğan, artık bu işin altından kalkamamaktadır. Dikkat edin gözaltına alınan, tutuklanan, ev hapsinde olan, parayı getirip iade eden insanların çoğu bizzat Sayın Erdoğan'ın talimatıyla göreve getirilen insanlardır. Biliyorsunuz, kendisinin siyasi hayatında en çok kullandığı, ama uzun süredir ağzına almadığı bir tabir var: 'Siyasette hücre yenilenmesi'. Sayın Erdoğan, başında olduğunuz sistem ve yönetim anlayışı enfekte olmuş, hatta ve hatta kangrene dönüşmüştür. Türkiye siyasetinde hücre yenilenmesi artık farz-ı ayn olmuştur. Bu nedir Allah aşkına?
"MERKEZ BANKASI'NIN ARKA KAPISINDAN DÖVİZ SATIŞI BAŞKANLIK SİSTEMİ İLE BAŞLADI"
Sistem düzelmeden Ahmet gider, Mehmet gelir ama bu düzen aynen devam eder. İktidar sopası gün gelir el değiştirir ama o sopayı eline geçiren aynı yolsuzluğun aynı vurgunun içine tekrar düşer. Yönetim sistemi meselesi, artık bu ülkenin beka meselesi haline gelmiştir. Merkez Bankası'nın arka kapısından döviz satışı başkanlık sistemi ile başlamış, damat döneminde. Gecenin karanlığında arka kapıdan döviz satmış bunlar. TÜİK'in enflasyon verileri ile oynaması başkanlık sistemi döneminde başlamıştır. O gün bugündür açıklanan enflasyon verilerine kimse güvenmemektedir. Emeklilerimizin gerçek enflasyonla, TÜİK enflasyonu arasındaki fark kadar alacağı birikmiştir.
"YAŞADIĞIMIZ CUMHURBAŞKANLIĞI HÜKÜMET SİSTEMİ'NİN ÇÖKÜŞÜDÜR"
Evet bu iktidardan emeklilerimizin alacağı var. Kur korumalı mevduat denen ucube uygulama başkanlık sisteminde başlamıştır. Bu hesapların kur farkı Merkez Bankası'na karşılıksız para bastırılarak ödenmiştir. 2023 seçimlerinden önce 'Faiz indi, daha da inecek' deyip, seçimlerden hemen sonra ise faizlerin yüzde 8,5'dan yüzde 50'ye çıkarılması başkanlık sistemi döneminde olmuştur. Türkiye'nin hukukun üstünlüğü endeksinde sürekli gerilemesi başkanlık sisteminde olmuştur. Türkiye'nin yolsuzluk algı endeksinde sürekli kötüleşmesi başkanlık sisteminde olmuştur. Türkiye'nin kronik yüksek enflasyon dönemine girmesi başkanlık sisteminde olmuştur. Nereden bakarsanız bakın bu sistem ve bu sistemi yönetenler ülkeye çok büyük zarar vermiştir. Yaşadığımız, bir yönetim sisteminin, yani Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nin çöküşüdür. Karşımızdaki resim, bu sistemin, devletin bütün kurumlarını yerle yeksan edişinin resmidi.
Babacan, 86 milyonluk bir ülkenin tek kişi ve tek imzayla yönetilemeyeceğini ifade ederek, kurumsal mekanizmaların felç edilmesi ve hukukun yok sayılması halinde kamu gücüne dayanan çıkar yapılanmalarının ortaya çıkacağını söyledi. Fon dolandırıcılığına ilişkin yapılan operasyonların iktidar tarafından çözülemeyeceği değerlendirmesinde bulunan Babacan, "İktidar fon soygununu çözemez, çözemiyor. Çünkü bu siyasi iktidarın kendi içinden ve kendi onayıyla kurulmuş bir yapı. Cerrah titizliğiyle çözeceğiz diyorlar. ya insan kendine neşter atabilir mi? İnsan kendi kolunu kesemez" ifadelerini kullandı.
"ENFLASYON ANCAK HUKUKLA, ADALETLE, GÜVENLE DÜŞER"
Ekonomik tabloya ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Babacan, en düşük emekli aylığının 23 bin 500 lira, asgari ücretin 28 bin lira olduğunu; TÜRK-İŞ'in açıkladığı açlık sınırının ise 38 bin lirayı geçtiğini söyledi. Türkiye'de enflasyonun 10 yıldır tek haneye inmediğini belirten Babacan, yıllık enflasyonun yüzde 30 civarında seyrettiğini ifade etti.
Orta Vadeli Program'da enflasyonun ancak 2029 yılında yüzde 10'un altına ineceğinin öngörüldüğünü söyleyen Babacan, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın geçmişteki faiz ve enflasyon açıklamalarını hatırlatarak şöyle konuştu:
"Ne diyordu? 'Verin bana yetkiyi, faiz de enflasyon da nasıl düşer göstereceğim.' Demiyor muydu? İşte millet verdi yetkiyi. 10 yıl oldu tek imzayla her şeye yetkili oldu. Ben şimdi Sayın Erdoğan'a buradan sesleniyorum: Tam on yıldır enflasyonu tek haneye indiremiyorsunuz. Hadi atın şu imzayı da, enflasyonu düşürün yahu. Olmuyor, olmayacak. Çünkü enflasyon ancak hukukla düşer, adaletle düşer, güvenle düşer güvenle. İşini bilen, dürüst, çalmayan, çaldırmayan kadrolarda düşer. Ne yaptığını bilen itibarlı, güçlü kurumlarla düşer."
Doların 50 liraya ulaştığını, 200 liralık banknotun ise bugün 4 dolar etmediğini belirten Babacan, "İlk çıktığında bu para 134 dolar ediyordu. Ben şimdi soruyorum bu paranın değerini kim düşürdü? Bu 134 dolardan 130 doları kim çaldı soruyorum. Bir ülkenin parası o ülkenin itibarıdır. Türkiye'nin itibarını 4 dolarlık ettiniz" dedi.
Babacan, Azerbaycan üzerinden geçen devlet uçağına gönderilen selam mesajı üzerinden de Türkiye'nin uluslararası itibarını değerlendirdi. Ekonomik gücün uluslararası itibar ve savunma açısından önem taşıdığını belirten Babacan, "Ekonomi demek itibar demektir. Ekonomi demek savunma demektir. Ne yaparsanız yapın ekonominiz zayıfsa ülkenin savunması ve güvenliği için gerekenleri yeterince yapamazsınız. Ekonomi demek beka demektir" ifadelerini kullandı.
MEKKE ANLAŞMASI'NA İLİŞKİN AÇIKLAMA: "HAYIR DİYORUZ"
Yeni Yol Partisi grup toplantısında Mekke anlaşmasına ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Babacan, anlaşmanın Meclis'e sunulmadan önce kamuoyuna ve basına ayrıntılı biçimde anlatılması gerektiğini söyledi. Anlaşmayla ilgili özel bir basın toplantısı düzenlenmesi ve soruların yanıtlanması gerektiğini belirten Babacan, şöyle konuştu:
"Biz öncelikle bu iş tutuş tarzına, bu üsluba hayır diyoruz. Böyle bir şey yok. Bu kadar önemli bir konu varsa geleceksiniz anlatacaksınız, sorulara cevap vereceksiniz, açıklığa kavuşturacaksınız. Biz bu anlaşmanın getiriliş usulüne de hayır diyoruz, bu anlaşmanın ne olduğu belirsiz bir şekilde Meclis'e sunulmasına da hayır diyoruz."
"DOLANDIRICILARDAN TAHSİL EDİP, MAĞDURLARA HAKLARINI ÖDEYECEĞİZ"
Konuşmasının sonunda iktidara talip olduklarını belirten Babacan, fon dolandırıcılığında mağdur edilenlerin zararlarının karşılanacağını söyledi. İmar Bankası örneğini veren Babacan, "Nasıl İmar Bankası'nda dolandırıcılık yapanlardan paraları çatır çatır tahsil ettiysek, bu fon dolandırıcılığı yapanlardan da paraları söke söke alacağız. Dolandırıcılardan tahsil edip, mağdurlara haklarını ödeyeceğiz" diye konuştu.
Temiz siyaset, hesap verebilir devlet ve liyakatli kadrolar vadeden Babacan, "Biz, haksızlığı yapanın kimliğine bakmayacağız. Hakkı yenenin hangi partiye oy verdiğini sormayacağız. Çünkü 'kul hakkının' partisi olmaz" dedi.
Babacan, konuşmasını "Biliyoruz, milletimiz çok yoruldu. Ama çare tükenmedi. Biz buradayız. Dimdik ayaktayız. Bizde geri adım yok. Çünkü arkamızda bu millet var" sözleriyle tamamladı.