Öne Çıkan Gelişmeler & Özet:
- • (ANKARA) - CHP Genel Başkan Yardımcısı Yıldırım Kaya, PISA 2025 sonuçlarına ilişkin "MEB'in bize gösterdiği r...
- • CHP Eğitim Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Yıldırım Kaya, PISA 2025 sonuçlarına ilişkin yazıl...
- • Yetkili kurumlar ve uzmanlar gelişmeleri anlık olarak analiz etmeye devam ediyor.
(ANKARA) - CHP Genel Başkan Yardımcısı Yıldırım Kaya, PISA 2025 sonuçlarına ilişkin "MEB'in bize gösterdiği rakama değil, göstermediği rakama da bakıyoruz. Türkiye'nin eğitim meselesi yalnızca daha yüksek puan almak değildir. Asıl mesele, o puana bütün çocukların eşit koşullarda ulaşabilmesidir. Bir avuç çocuğun yükselişini bütün çocukların başarısı diye sunamazsınız. Cumhuriyetin eğitim hedefi başarılı çocuklar seçmek değil; bütün çocukların başarılı olabileceği kamusal bir eğitim düzeni kurmaktır" dedi.
CHP Eğitim Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Yıldırım Kaya, PISA 2025 sonuçlarına ilişkin yazılı açıklama yaptı. Kaya'nın açıklaması şöyle:
"PISA 2025: Puan yükseldi, peki eşitsizlik? Milli Eğitim Bakanlığı PISA 2025 sonuçlarını bir başarı hikayesi olarak kamuoyuna sundu. Evet, Türkiye'nin PISA puanlarında artış vardır. Ancak bir ülkenin eğitim sistemini yalnızca ortalama puanın yükselmesine bakarak başarılı ilan edemezsiniz. Bakanlığın gösterdiği rakam 'puanımız yükseldi' diyor. Aynı tablonun arkasındaki rakamlar ise 'eğitimde eşitsizlik derinleşiyor' diyor. Biz bugün Bakanlığın göstermediği o rakamları göstermek istiyoruz.
Gelişmenin Perde Arkası ve Detaylar
"PUAN ARTTI, AMA BAŞARI EŞİT DAĞILMIYOR"
Türkiye PISA 2025'te fen bilimlerinde 18, okumada 16, matematikte 9 puan yükseldi. Türkiye ilk kez fen ve okumada OECD ortalamasının üzerine çıktı; matematikte OECD ortalamasına ulaştı. Bakanlık bu rakamı alıyor ve 'başardık' diyor. Peki aynı verinin devamında ne görüyoruz? Türkiye'de en avantajlı öğrencilerle en dezavantajlı öğrenciler arasındaki başarı farkı; Matematikte 96 puan, yani 4,7 öğrenim yılı. Fende 81 puan, yani 4,1 yıl. Okumada 73 puan, yani 3,7 yıl. Aynı ülkenin 15 yaşındaki çocukları, yalnızca ailelerinin sosyoekonomik koşulları nedeniyle birbirlerinden yıllarca geride ya da ileride bulunuyor. Üstelik PISA verilerine göre 2022-2025 arasında Türkiye, sosyoekonomik gruplar arasındaki matematik başarı farkının istatistiksel olarak anlamlı biçimde açıldığı üç ülkeden biri. Dezavantajlı öğrencilerin matematik puanındaki artış istatistiksel olarak anlamlı değilken, avantajlı öğrencilerdeki artış belirgin. Puan yükselmiş olabilir. Ama çocuklar arasındaki mesafe de büyümüşse, ortalama artışını tek başına eğitim başarısı olarak anlatamazsınız.
"HER ÜÇ ÇOCUKTAN BİRİ TEMEL MATEMATİK YETERLİLİĞİNİN ALTINDA"
Resmi Açıklamalar ve Süreçteki Son Durum
Türkiye'de yaklaşık olarak; her 3 öğrenciden 1'i matematikte, her 4 öğrenciden 1'i okumada, her 5 öğrenciden 1'i fende temel yeterlilik düzeyinin altında. Dezavantajlı öğrencilerde ise matematikte temel düzeyin altında kalanların oranı yaklaşık her iki öğrenciden biri. Bakanlığa soruyoruz: OECD ortalamasına ulaşmakla övünürken, temel matematik becerisine dahi ulaşamayan her üç çocuktan birini nereye koyuyorsunuz? Başarı hikayesinin dışına mı?
PISA 2025'in Türkiye açısından en çarpıcı sonuçlarından biri okullar arasındaki uçurumdur. Türkiye'de matematik başarısındaki farklılığın yüzde 67,5'i okullar arasındaki farklarla açıklanıyor. OECD ortalamasında bu oran yüzde 32,8. Türkiye, okullar arası farklılıkların matematik başarısını açıklama oranında 89 ülke arasında üçüncü sırada. Okul türlerine baktığımızda tablo daha da ağırlaşıyor: Fen liselerinde matematik puanı 606.
Mesleki ve teknik Anadolu liselerinde 400. Fark 206 puan. Bu yaklaşık 10,3 öğrenim yılına karşılık geliyor. Aynı yaşta iki çocuk. Aynı ülke. Aynı eğitim sistemi. Ama aralarında on yılı aşan bir öğrenme farkı!
Kamuoyunun ve Uzmanların Değerlendirmeleri
"BAŞARI HİKAYESİNİN EN AĞIR GERÇEĞİ: YOKSULLUK"
PISA 2025'e göre öğrencilerin yüzde 34,3'ü maddi yoksunluk, yüzde 41,3'ü maddi veya sosyal yoksunluk içerisinde. Yani yaklaşık her beş çocuktan ikisi yoksunluk koşullarında eğitim hayatını sürdürüyor. Soruyoruz: Çocuğun evindeki ekonomik koşullar eğitim başarısını belirliyorsa, devletin görevi o çocuğun puanını istatistikte görünür kılmak mı, yoksa onun yoksulluğunu eğitim yoluyla ortadan kaldırmak mı?
"BİZ ORTALAMAYA DEĞİL, ÇOCUĞA BAKIYORUZ"
Süreç Nasıl İlerleyecek?
Bizim itirazımız Türkiye'nin puanlarının yükselmesine değildir. İtirazımız, ortalama puan artışının bütün eğitim sisteminin başarı hikayesiymiş gibi sunulmasınadır. Çünkü aynı PISA sonuçları bize şunu söylüyor: Başarı artışı herkes için aynı değil. Sosyoekonomik farklar büyük ve bazı alanlarda büyüyor. Okullar arasındaki uçurum OECD ortalamasının çok üzerinde. Okul türleri arasında yüzlerce puanlık fark var. Milyonlarca çocuk temel yeterlilik düzeyinin altında ve öğrencilerin yaklaşık beşte ikisi maddi veya sosyal yoksunluk yaşıyor. Dolayısıyla mesele yalnızca 'Türkiye PISA'da kaç puan aldı?' değildir.
Asıl sorular şunlardır: O puanı hangi çocuk aldı? Hangi çocuk geride kaldı? ve devlet o çocuğu neden geride bıraktı? PISA'yı değil, PISA'nın gösterdiği eşitsizliği de konuşalım. PISA yalnızca okula devam eden 15 yaşındaki öğrencileri ölçüyor. Eğitim sistemiyle bağı kopmuş ya da örgün eğitimin dışında bulunan çocukların önemli bir bölümü bu ölçümün dışında kalıyor. MESEM'de bulunan 480 bin, açık öğretim lisesine kayıtlı 280 bin, zorunlu eğitim çağında olmasına rağmen okul dışında kalan 440 bin; toplamda yaklaşık 1,2 milyon çocuk. O nedenle PISA'daki ortalama puanı Türkiye'deki bütün çocukların eğitim koşullarının doğrudan göstergesi olarak sunmak doğru değildir. PISA bize okulda bulunan çocukların performansını anlatıyor. Biz ise okulun dışında bırakılan çocuğu da konuşmak zorundayız.
Başarı hikayesini yalnızca yükselen puanlarla anlatmayın. Eşitsizliği de açıklayın. Yoksulluğu da açıklayın. Okullar arasındaki uçurumu da açıklayın. Dezavantajlı çocukların neden aynı hızla yükselemediğini de açıklayın. Temel yeterlilik düzeyinin altında kalan çocukları da bu ülkenin eğitim başarısı hesabına katın. Çünkü kamusal eğitim anlayışında başarı, en avantajlı çocuğun ne kadar yükseldiğiyle değil, en dezavantajlı çocuğun ne kadar geride bırakılmadığıyla ölçülür. Cumhuriyet Halk Partisi olarak savunduğumuz Kamusal Eğitim Cumhuriyeti tam olarak budur: Çocuğun geleceğini ailesinin geliri belirlemeyecek. Çocuğun kaderini oturduğu semt belirlemeyecek. Çocuğun eğitim hakkını okul türü belirlemeyecek. Devlet, eşitsizliği yeniden üreten değil, eşitsizliği ortadan kaldıran bir eğitim düzeni kuracak. Çünkü biz başarıyı bir tablo hücresinde değil, her çocuğun hayatında arıyoruz. MEB'in bize gösterdiği rakama değil, göstermediği rakama da bakıyoruz. Türkiye'nin eğitim meselesi yalnızca daha yüksek puan almak değildir. Asıl mesele, o puana bütün çocukların eşit koşullarda ulaşabilmesidir. Bir avuç çocuğun yükselişini bütün çocukların başarısı diye sunamazsınız. Cumhuriyetin eğitim hedefi başarılı çocuklar seçmek değil; bütün çocukların başarılı olabileceği kamusal bir eğitim düzeni kurmaktır. ve Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz, kamusal eğitim Cumhuriyeti'ni kuracağız."