Öne Çıkan Gelişmeler & Özet:

  • • (ARTVİN) - KTÜ Öğretim Üyesi Doç. Dr. Oğuz Kurdoğlu, Artvin'in doğal zenginliklerinin korunması gerektiğini v...
  • • Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Öğretim Üyesi Doç. Dr. Oğuz Kurdoğlu, ANKA Haber Ajansı'na yaptığı açıkla...
  • • Yetkili kurumlar ve uzmanlar gelişmeleri anlık olarak analiz etmeye devam ediyor.

(ARTVİN) - KTÜ Öğretim Üyesi Doç. Dr. Oğuz Kurdoğlu, Artvin'in doğal zenginliklerinin korunması gerektiğini vurgulayarak, "Bir ülke, yoksulluğun ve geri kalmışlığın panzehiri olarak doğal kaynaklarını görüp bunları hızla yok ederek para kazanmayı düşünüyorsa bu çok yanlış bir politikadır. Böyle bir politika hem doğamızın hem de ülkenin bütün varlıklarının çökmesine yol açar" dedi.

Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Öğretim Üyesi Doç. Dr. Oğuz Kurdoğlu, ANKA Haber Ajansı'na yaptığı açıklamada, Artvin'in doğal zenginliklerinin korunarak değerlendirilmesi gerektiğini belirterek yerel üretim, kırsal kalkınma ve turizmin bilimsel planlama temelinde geliştirilmesi çağrısında bulundu.

Kurdoğlu, Artvin'in yaylalarında yaşamın devam etmesinin büyük bir şans olduğunu belirterek şöyle dedi:

Gelişmenin Perde Arkası ve Detaylar

"Artvin çok özel bir coğrafyadır. Ayakları denizin içinde, başı göğe komşudur. Şu an göğe komşu topraklar bölümündeyiz. Yaşamı burada kuracak şekilde hareket etmeliyiz. Yaşam burada yeniden aktif olmalı. Bakın, bu yaylalarda yaşamın devam etmesi çok büyük bir şans. Bütün Artvin için aynı zamanda büyük bir olanak demek. Üretim burada, ürünler burada. Geleceğe yönelik yatırım yapmak, ekonomik anlamda gelir sağlamak ve katkı sunmak istiyorsanız burada üretim yapmak zorundasınız. Burası Kafkasya'nın kilidi ya da kapısıdır. Göğe komşu topraklar, Türkiye'nin batıya açılan en önemli ve en zengin coğrafyalarından biridir. Artvin ve Rize yaylalarıyla birlikte muazzam bir çeşitlilik gösteren bu coğrafya, her türlü tarıma olanak sağladığı gibi kalkınma açısından da insanlara çeşitli fırsatlar sunmaktadır. Yeter ki doğru planlama yapalım. Doğayı koruma ve doğal kaynak yönetimi planlarını bu alanları koruyacak şekilde hazırlayalım.

Bütün mesele şudur: Koruyarak kullanma dengesini bir türlü oturtamadık. Madencilik yapıyorsak orayı tarumar ediyoruz. Turizm yatırımı yapıyoruz, orası turizm alanı olmaktan çıkıyor. Bu yanlış. Bu alanların büyük çoğunluğunun, neredeyse tamamının koruma altına alınması lazım. Artvin bütünüyle bir doğa müzesi olmalı. Burada hala hayvancılık var. Hayvancılık demek üretim demek; süt, yağ, peynir ve et demek. Aynı zamanda bunlarla geçinen büyük bir topluluk demek. Bu nedenle bölgeyi mevcut özellikleriyle koruyacak, halkın da geçimini sağlayacak planlara ve uygulamalara ihtiyacımız var. Ormancılığı yerel halkın yararına kullanmalı, balıkçılığı yerel halkın içinde olduğu bir plana oturtmalıyız. Özellikle çiftlik balıkçılığını kastediyorum. Turizmi de mutlaka yerel üretimi artırarak geliştirmeliyiz. Bunun yolu kırsal turizmden ve ekoturizmden geçiyor.

"YEREL ÜRETİM VE GASTRONOMİ TURİZMİN EKONOMİK GÜCÜNE DÖNÜŞTÜRÜLMELİ"

Resmi Açıklamalar ve Süreçteki Son Durum

Ekoturizmin temel girdileri yerel üretimdir. Yereldeki mısır, arpa, buğday ve zeytindir. Yerelde üretilen hayvancılık ürünleri; et, süt ve yağdır. Ürünlerin burada tüketilmesi, hem karbon ayak izinin çok düşük olduğu ekolojik bir tüketim modeli oluşturmak hem de elde edilen kazancın büyük bölümünün bölge dışına gitmesini önlemek demektir. Siz 2 bin 500 metre yükseklikte teneke kutularda gazlı içecek satıyorsanız burada yalnızca komisyonculuk yapıyorsunuz demektir. Bu durumda kara üzüm şırası, kiraz şurubu, armut pekmezi, hurma kümesi ve pekmezi üretmeyeceksiniz demektir. Oysa bunları üretmek mümkün. Bunların hepsi son derece iyi gelir getiren, ilgi çekici ürünlerdir. Gastronomi, günümüzde turizmin en önemli kaynaklarından biridir.

Doğal kaynaklarımızı iyi yönetmeli, üretimi örgütlemeli ve ardından bunları çok iyi tanıtmalıyız. Henüz planlanmamış bir yerin tanıtımını yapmak bir anlam ifade etmez. Böyle bir durumda turizm, oraya çok büyük bir çevre yükü olarak gelir. Biz burada üretim yapacağız. Üretimle eş zamanlı olarak turizmi ve küçük ölçekli kırsal kalkınma projelerini hayata geçireceğiz. Her taraf çay bahçeleriyle kaplı ama çay fabrikaları kapanıyor. Çay tarımının yapıldığı bölgelerdeki fabrikalarda butik işletmeler aracılığıyla en kaliteli çayı üretmek zorundayız. Yukarı kesimlerde ise yaylalardan en iyi süt ürünlerini elde edeceğiz. Çeşit çeşit peynirlerimiz var. Ancak bu peynirleri gerçek anlamda insanlarla buluşturamıyor, yaşamın içine katamıyoruz. Çünkü planlarımız yeterli değil. Biz bu bölgeyi çok iyi planlamak ve yönetmek zorundayız. Doğayı tahrip eden bir planlamanın ne burada yaşayan insanlara ne doğaya ne de ülkeye katkısı olabilir. Oysa doğayı korumayı, üretimi ve kalkınmayı bir arada gerçekleştirebiliriz.

"ATALIK TOHUM VE GELENEKSEL ÜRETİM YÖNTEMLERİ KORUNMALI"

Kamuoyunun ve Uzmanların Değerlendirmeleri

"Atalık tohumlarla yeniden üretimi artırmaya çalışıyoruz. Ancak üretimi artırdığımızda geleneksel yöntemlerle geleceğe yönelik planlamalar yapabiliriz. Bu üretimler, ana yapıyı çok fazla dönüştürmeyen küçük ölçekli faaliyetlerdir. Daha düşük rakımlarda, yerleşimlerin yoğun olduğu bölgelerde modern tekniklerden de yararlanabiliriz. Burada önemli olan, üretim tekniklerinin ekolojik olup olmamasıdır. Ekolojik üretim yapabilir ve uygulamalarımızı ekolojik temellere dayandırabilirsek doğal ekosistemlere zarar vermeden üretim gerçekleştirebiliriz. Meyveleri kurutmak, ürünleri taşımak ve paketlemek için modern tekniklerden yararlanabiliriz. Ancak doğada yetişen üzüm, erik, elma ve armut gibi meyvelerimizi geleneksel yöntemlerle üretmeye devam etmeliyiz. Artvin'de meyvecilik geleneksel yöntemlerle sürdürülmelidir.

"DOĞAL KAYNAKLARI TÜKETEREK KALKINAMAYIZ"

Turizm çok önemli ve katma değeri yüksek bir sektördür. Turizmi iyi planlayabilir ve doğal kaynak yönetiminin üzerine oturtabilirsek doğamıza zarar vermeden de doğamızdan yararlanabiliriz. Artvin için temel mesele budur. Uygulanan politikalar, Artvin'in doğal kaynaklarını tüketmek üzerine kurulmamalıdır. Bir ülke, yoksulluğun ve geri kalmışlığın panzehiri olarak doğal kaynaklarını görüp bunları hızla yok ederek para kazanmayı düşünüyorsa bu çok yanlış bir politikadır. Böyle bir politika hem doğamızın hem de ülkenin bütün varlıklarının çökmesine yol açar. Bizler koruyarak kullanmayı ve akılcı toprak kullanımını hayata geçirmek zorundayız. Su kaynaklarımızı da mutlaka korumalıyız. Aksi takdirde, yasal olarak ne yaparsak yapalım bu alanları koruyamayız. Yasalar, bilimsel bilgi ve teknik veriler ışığında hazırlanmalıdır. Meclis'te çıkarılan yasaların dağların başındaki etkisi daima sermayeden yana olur; köylüden, doğadan ve burada yaşayan canlılardan yana olmaz."

Bilgi Notu: The Haberler editör masası tarafından hazırlanan bu içerik, resmi kaynaklar ve doğrulanmış bilgiler ışığında güncellenmektedir. En sıcak gelişmeleri anlık olarak takip etmek için bildirimleri açabilirsiniz.