Öne Çıkan Gelişmeler & Özet:
- • (TRABZON) - İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, "fon krizi"ne ilişkin, "3-5 tutuklamayla çözülecek iş...
- • İYİ Parti, "Bayrak Açıyorum" mitinglerinin dördüncüsünü Trabzon Atatürk Meydan Parkı'nda gerçekleştirdi. Mitin...
- • Yetkili kurumlar ve uzmanlar gelişmeleri anlık olarak analiz etmeye devam ediyor.
(TRABZON) - İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, "fon krizi"ne ilişkin, "3-5 tutuklamayla çözülecek iş değildir bu. Biriniz tuttunuz, biriniz getirdiniz, biriniz pişirdiniz hep beraber yediniz. Her şeyin sorumlusu sensin Sayın Erdoğan, yetki, karar senin, kaçamazsın, sorumluluk da senin. Şimdi hesap zamanı sayın Erdoğan, hesap zamanı" dedi. "Terörsüz Türkiye" sürecine ilişkin de Dervişoğlu, "Terörsüz Türkiye, teröriste kıyak yapılarak olmaz. Kürde, İmralı katilini kayyım atamaya çalışarak olmaz. İktidarda kalmak için Öcalan'la bile iş tutmaya çalışarak olmaz. ve bilinsin ki Türkiye, eşkıyalıkla itibar ticareti yapanların, döktüğü kanı demokrasi diye satanların, Cumhuriyetimize saldıranların ganimeti olmaz, olamaz" ifadesini kullandı.
İYİ Parti, "Bayrak Açıyorum" mitinglerinin dördüncüsünü Trabzon Atatürk Meydan Parkı'nda gerçekleştirdi. Miting alanında gazi ve şehit aileleri için özel bir alan ayrıldı.
Miting öncesi alandaki vatandaşlara yöresel sanatçı Efe Karadüzen kısa bir konser verdi. Vatandaşlar, Karadüzen'in konserinin ardından okullarda yasaklanan Andımızı okudu. Daha sonra İYİ Partililerin, vatandaşlara mikrofon uzatarak "İyi misin" sorusuna verdikleri cevapların yer aldığı video izletildi. Ardından İYİ Parti genel başkan yardımcıları ve milletvekilleri tek tek platforma davet edilerek alandaki vatandaşları selamladı. Alandaki vatandaşlar büyük bir Türk bayrağı açtı.
Gelişmenin Perde Arkası ve Detaylar
İl başkanı ve Trabzon milletvekili Yavuz Aydın'ın konuşmasının ardından İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, platformdaki bayrağı göndere çekti. İstiklal Marşı'nın okunmasının ardından Dervişoğlu, alana gelen yurttaşları selamladı.
"BİZ SİZDEN KELLE DEĞİL, HESAP İSTİYORUZ HESAP"
"Trabzon, Mustafa Kemal'in vasiyetini yazdığı tüm malını mülkünü Türk milletine bağışladığı şehirdir. Bugün Türk milletinin hem alın teri çalınıyor hem de mirası yağmalanıyor. Biliyorsunuz yaklaşık iki aydır borsa ve fon krizi ile uğraşıyoruz. İlk günden itibaren bu sıradan bir iş değil, Cumhuriyet tarihinin kamu gözetiminde yapılan en büyük soygunudur diyoruz. İşin magazin yanıyla uğraşmayın, bu suç tek başına işlenmez, bürokratik ayağına, siyasi ayağına, bütün bağlantılarına bakın diyoruz. Şimdi Adalet Bakanı çıkıp, karşımızda 'kapsamlı bir suç yapılanması' var diyor, Cumhurbaşkanı, 'Hiç ummadığınız insanlar bu işlerin içerisine girmişler' diyor. Hiç ummadığımız insanlar mı? Açıklayın o zaman bu insanları, neden saklıyorsunuz? Biz sizden kelle değil, hesap istiyoruz hesap. Sayın Erdoğan, Sermaye Piyasası Kurulu'nun başını siz atamadınız mı? BDDK üyelerini siz atamadınız mı? Borsa İstanbul yönetimini siz başa getirmediniz mi? Denetleyecek tüm kurul ve kurulları siz oluşturmadınız mı? Buraları iki dudağınız arasına siz hapsetmediniz mi? Adına 'Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi' dediniz ama tek adam sistemi kurdunuz. Devletin kurumlarını yok ettiniz… Bürokrasisini felç ettiniz… Liyakat yerine, kişisel sadakati esas aldınız… Devleti partileştirdiniz, partinizi devletleştirdiniz. her atamayı tek imzaya bağladınız. O zaman her rezaletin altında da o tek imza vardır. Bu düzenin mimarı da bekçisi de sorumlusu da sensin. İşte bizim talip olduğumuz da bu düzenin değiştirilmesidir.
Resmi Açıklamalar ve Süreçteki Son Durum
"ÇALAN DA AYNI, ÇALDIRAN DA AYNI, YİYEN DE AYNI, YEDİREN DE AYNI"
Bir ay içinde borsada yaklaşık 4,5 trilyon liralık değer erimiş, para piyasası fonlarından 460 milyar lira buhar olmuş. Tezgahını büyütmek isteyen esnafın, kredi bulamayan fabrikanın, KOBİ'nin, emeklinin kıyıda köşede biriktirdiği kefen parası gitmiş. Çiftçi, sanayici, tüccar hepsi mağdur olmuş. Ödemeler durmuş, para dönmüyor. Soygun tepeden tırnağa her yeri sarmış. Sadece 450 bin kişinin değil, 86 milyonun hakkı çalınmış. Çalanlar belli, halen saklıyorlar. Göz yumanlar belli, kim kimin adamı ayırıyorlar. Çare belli ama yanaşmıyor, halen kaçıyorlar. Bu işlerin olacağı çok evvelden belliydi. Perşembe'nin gelişi, çarşambadan belliydi. Biz İYİ Parti olarak 1 sene önceden beri uyardık, 'Bu iş böyle gitmez, bu borsada olan bitenin sonu felaket' dedik. Oralı olmadılar haram tatlı geldi. 'Çözümün adresi Meclis'tir' dedik. PKK'ya af peşinde, katile statü peşinde koşacağınıza 'gelin bu vurgunu el birliğiyle araştıralım' dedik. Araştırma önergemizi reddettiler, neden? Çünkü işlerine gelmedi. Çünkü çalan da aynı, çaldıran da aynı. Yiyen de aynı, yediren de aynı. Bugün önümüze seçmece günah keçilerini koyuyorlar. Hepiniz oradaydınız be hepiniz...!
Vekili, bürokratı, genel müdürüyle, şirketi, kurumu, denetçisiyle hepiniz ordaydınız. 3-5 tutuklamayla çözülecek iş değildir bu. 25 sene boyunca tutmadığınız köşe başı yok ki. Yapmadığınız atama, imzalamadığınız izin belge yok ki paçayı kurtarasınız. Biriniz tuttunuz, biriniz getirdiniz, biriniz pişirdiniz hep beraber yediniz. Bu işlere hiç ummadıkları karışmışmış… Her şeyin sorumlusu sensin Sayın Erdoğan Yetki senin, karar senin, kaçamazsın, sorumluluk da senin. Şimdi hesap zamanı sayın Erdoğan, hesap zamanı. O hesaptan da 'aldatıldım… Allah affetsin' diyerek kaçamazsın. İşte bu yolsuzluğa, yüzsüzlüğe Cumhuriyet tarihinin iktidarın koruması ve gözetimi altında yapılmış bu en büyük soygununa bayrak açıyoruz!
Kamuoyunun ve Uzmanların Değerlendirmeleri
"TRUMP NE İSTİYORSA YAPMANIN ADI 'DÜNYA LİDERLİĞİ' OLDU"
Her konuda yalan söylemeyi marifet bildiler. Her kutsalımızı bir hesaplarına kulp diye takmayı alışkanlık edindiler. Dış politikada el pençe divan durmanın adı başarı, Trump ne istiyorsa yapmanın adı 'Dünya Liderliği' oldu. Neyi mi kastediyorum? İki gün önce TBMM'de bir yasa kabul edildi. Adını Mekke Antlaşması koydular. Millet ne olduğunu anlamasın diye, 'Kabe-i muazzama'yı koruyacağız, buna mı karşısınız' dediler. Hayır, Kabe'nin korunması için yasaya, tezkereye, anlaşmaya ihtiyaç yoktur. Biz Türk milletiyiz, dünyayı ayağa kaldırırız. Tarih bunun örnekleriyle doludur. Biz Türk ordusunun, Mehmetçiğimizin Suud hanedanı için seferber edilmesine, petrol şirketlerinin dolarlarının koruyucusu yapılmasına karşıyız dedik. ve sorduk, soruyoruz. 'Siz ne yapmaya çalışıyorsunuz? Suudi Arabistan ve Yemen yıllardır çatışıyor. Biz burada Yemen ile niçin karşı karşıya geliyoruz, niçin düşman oluyoruz' dedik yanıt vermiyorlar. İran, İsrail ve ABD tarafından vurulmaktadır. Yemen de burada İsrail'e açık cephe almış durumadır. 'Siz Yemen'in karşısına geçmekle, İsrail ile ittifak mı kuruyorsunuz' dedik. Aslında bunun yanıtını, son 2 gündür seçim mağlubiyetiyle afallamış Trump vermektedir: 'Erdoğan'a ne diyorsam beni kırmıyor, yapıyor' diyor. Sizin anlayacağınız, o dünya liderliği masalları bundan ibarettir. Gavura ne istiyorlarsa verenler, Türk milletinden, Türk milletinin olanı esirgemektedir."
Dervişoğlu, fındık ve çay üreticilerinin yaşadığı sorunlara da dikkati çekerek, geçen sezon serbest piyasada kilogramı 380 liraya kadar çıkan fındığa bu yıl devlet tarafından 250 lira fiyat belirlendiğini ancak piyasa fiyatının 160 lira seviyesinde kaldığını ifade etti. Aradaki fiyat farkının kime kazanç sağladığını sorgulayan Dervişoğlu, mevcut durumda hem üreticinin hem de tüketicinin mağdur olduğunu savundu. Yaş çaya kilogram başına 35 lira fiyat verildiğini ancak kontenjan dolduğunda üreticinin elindeki ürünün satılamadığını belirten Dervişoğlu, üreticinin kalan ürününü hangi fiyattan satabildiğinin de önemli bir sorun olduğunu dile getirdi.
Süreç Nasıl İlerleyecek?
ÇAYKUR'da çalışan mevsimlik işçilerin çalışma koşullarına da değinen Dervişoğlu, kurumda görev yapan 11 bin 500 personelin 10 bininden fazlasının mevsimlik işçi statüsünde çalıştığını ve toplam iş gücünün yaklaşık yüzde 90'ının güvencesiz istihdam edildiğini söyledi. Kurumun yıllık 6,6 milyar lira personel gideri bulunduğunu belirten Dervişoğlu, tüm çalışanların tam zamanlı istihdam edilmesi durumunda bu tutarın 12 milyar liraya ulaşacağını ifade etti. Bu rakamın Türkiye'nin günlük faiz ödemesine karşılık geldiğini savunan Dervişoğlu, İYİ Parti'nin iktidara gelmesi halinde ÇAYKUR işçilerinin yıl boyunca kesintisiz çalışacağını ve düzenli maaş alacağını taahhüt etti.
Dervişoğlu, Karadeniz Bölgesi'nde tarım üretimini tehdit eden böcek sorununa da değinerek, konunun yeterince önemsenmediğini savundu. Trabzon'un kırsal ilçelerinde hayvancılıkla uğraşan üreticilerin yem maliyetleri nedeniyle zorlandığını dile getiren Dervişoğlu, Trabzon'da kişi başına düşen üretimin Türkiye ortalamasının üçte birinin altında kaldığını belirterek, yıllardır yapılan yatırım açıklamalarına rağmen kent halkının bunların karşılığını istihdam ve gelir açısından göremediğini ifade etti.
Yol yapmakla sorunların çözülmediğine işaret eden Dervişoğlu, bölgeden şehir dışına ve yurt dışına göçün devam ettiğini, genç nüfusun azalmasının esnaflık, tarımsal üretim ve yaşlıların sağlık hizmetlerine erişimi açısından sorunlara yol açabileceğine dikkati çekti.
Dervişoğlu, Trabzon'daki yatırımların tamamlanma süreci ve istihdama katkısına ilişkin eleştirilerde bulunarak, Arsin Yatırım Adası'nda ilk fabrikanın ne zaman faaliyete geçeceğini ve kaç kişiye istihdam sağlanacağını sordu. Trabzon'un önemli bir liman kenti olmasına rağmen demiryolu bağlantısının bulunmadığını söyleyen Dervişoğlu, Erzincan-Trabzon demiryolu projesinin yıllardır gündemde olduğunu, Samsun-Sarp hattı için ise etüt ihalesinden söz edildiğini hatırlattı. Projelerin bir an önce tamamlanması gerektiğini vurgulayan Dervişoğlu, Trabzon'a demiryolunun ne zaman ulaşacağının açıklanmasını istedi.
"BUNLARIN BAŞINDAN BERİ PLANLADIĞI BUYDU: TERÖRİST BAŞINI BAHÇELİ EVE TAŞIMAK"
"Terörsüz Türkiye" sürecine ilişkin konuşan Dervişoğlu, şöyle devam etti:
"25 senedir Türk milletinin hiçbir evladına el uzatmadılar ama iki senedir tüm ellerini teröristlere uzattılar. Bu memleketin nice evladı ev kuramaz, aile kuramazken bunlar, İmralı'daki terör hükümlüsünün hem evini hem çeyizini düzüyorlar. Önce 'Umut hakkı' dediler, sonra 'Meclis'e gelsin, konuşsun' dediler. 'Sonra statü, şimdi yeni yer' diyorlar. Her seferinde bir başlık açıyorlar. Her seferinde de millete 'bir şey değişmedi' diyorlar. Sayıları yetti, teröriste af yasasını çıkardılar. Şimdi kalkıp o sayıyı, yaptıkları her işe ruhsat sayıyorlar. Hiçbir çoğunluk yanlışı doğruya, haksızlığı hakka, ihaneti meşruiyete çeviremez. Ama bir doğru, tüm yanlışlara galip gelir. Biz o doğrunun peşindeyiz, o doğrunun sözcüsüyüz. Her seferinde yeni bir suç işliyorlar. Anayasa'yı çiğnemeye, milletimizin onur ve gururunu ayaklar altına almaya devam ediyorlar. Dün bu memleketin çocuklarının katili dedikleri adamın bugün kravatını bağlamaya hazırlanıyorlar. Geçen hafta DEM Parti'nin İmralı ulaklarından biri çıktı, ilan etti: Öcalan İmralı'da yapılan yeni yere geçti. Hatırlayın, eylül ayında Sayın Bahçeli anlatmıştı. 'İmralı'da iki katlı, bahçeli bir ev yapılmış. Terörist başı oraya geçmek için statü, çerçeve yasanın hayata geçmesini bekliyormuş.' Şimdi evine geçmiş. Demek ki beklediği olmuş. Demek ki o çerçeve yasa Ankara'da değil, İmralı'da tam karşılığını bulmuş. Haberi bu millete Adalet Bakanlığı vermiyor da İmralı'nın ulakları konuşuyor. Ardından da 'yeri değişti, statüsü değişmedi' dediler. Madem bir şey değişmedi, bu kadar kapıyı niye açtınız? Meclis Başkanı ne diyor? 'Süreç planlandığı gibi ilerliyor.' Peki, örgüt silah bıraktı mı? Hayır. Örgüt kendini tam anlamıyla feshetti mi? Hayır. O zaman demek ki bunların başından beri planladığı buydu: Terörist başını bahçeli eve taşımak. İlk günden beri sakladıklarını bugün pişkince ilan ediyorlar. Bunu da Türk milleti duysun, unutmasın.
"TERÖRSÜZ TÜRKİYE, TERÖRİSTE KIYAK YAPILARAK OLMAZ"
Burada, Trabzon Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunduk. Görev, vatan ehli Cumhuriyet savcılarını bekliyor. Adalet Bakanı'na Trabzon'dan soruyorum: Nakil yapılmış mıdır? Yapıldıysa emri kim, hangi kanunun hangi hükmüne dayanarak vermiştir? Burası, daha çocuk yaştayken şehadeti göze almış Eren Bülbül'ün memleketidir. Acısı hala yüreğimizdedir. Bu vesileyle tüm şehitlerimizi rahmet ve minnetle yad ediyorum. Çarşamba günü Meclis'te şehit öğretmenlerimiz Neşe Alten'i ve Aybüke Yalçın'ı andım. Evladını özledikçe mezar taşına sarılan şehit babasını gösterdim. Sıvasız evlerde hayat mücadelesi veren şehit ailelerimizi anlattım. O baba evladını özlediğinde yine aynı taşa sarılıyor. O gazi, hakkını anlatabilmek için yine devletin kapısında bekliyor. Siz, onların önünde kapalı tuttuğunuz kapıları kimin önünde açıyorsunuz? Elini, kolunu, gözünü, ömrünü vatan müdafaasında bırakmış insanlar, haklarını alabilmek için park köşelerinde bekliyor, siz karşılarına polisimizi dikiyorsunuz. Bugün aynı yerde teröristler için gösteri yapılıyor, hiçbirinizin gıkı çıkmıyor. Haber olmasın diye uğraşıyorsunuz. Bu memlekette bir daha hiçbir ananın kapısı şehit haberiyle çalınmasın. Bu isteğin ne demek olduğunu en iyi, o kapının bir defa çalındığı evdekiler bilirler. Ama sizin yaptığınız bu değildir. Terörsüz Türkiye, teröriste kıyak yapılarak olmaz. Kürde, İmralı katilini kayyım atamaya çalışarak olmaz. İktidarda kalmak için Öcalan'la bile iş tutmaya çalışarak olmaz. Kimlik pazarı kurarak, etnik ve mezhep temelli talepleri baş tacı ederek olmaz. ve bilinsin ki Türkiye, eşkıyalıkla itibar ticareti yapanların, döktüğü kanı demokrasi diye satanların, Cumhuriyetimize saldıranların ganimeti olmaz, olamaz.
"BU MİLLET, BU VATANI KİRLİ PAZARLIKLARA BIRAKIR MI?"
Daha Meclis'e bir teklif gelmeden seçim tarihi açıklamaya kalktılar. Millet daha sandığa gitmeden, seçeceği Meclis'in hangi anayasayı kabul edeceğini ilan ettiler. Silahların bırakıldığına dair tespitin sonucunu da tespiti yapacak kurumdan önce söylemeye heveslendiler. Meclis yok, kararı var. Seçim kararı yok, tarihi var. Tespit yok, neticesi var. Milletin önüne neyi bırakıyorsunuz? Verdiğiniz kararların altına mühür vurmayı mı? Millet oyunu verecek, vekili de o oyu alıp bir başka kapıya götürecek. Böyle bir düzene razı mısınız? Milletvekili, verdiğin oyu namus bilip taşıyacak. Meclis, senin adına karar alıyorsa senin önünde hesap verecek. İktidarı değiştirme vakti geldiğinde de son söz senin olacak. Trabzon'un limanına gelince tren yok, ray yok. Terör gazisine, şehit yakınına gelince para yok, imkan yok. Fonzedeye gelince kendi parasını ne zaman alacağını söyleyen yok. Ama teröriste af var, terörist başına villa var. Trabzon, bu düzene razı mısın? Şimdi soruyorum, Trabzon! Fırtına çıktı diye kürek bırakılır mı? Rüzgar sert esti diye bayrak indirilir mi? Bu millet, bu vatanı kirli pazarlıklara bırakır mı? O halde fırtına dinecek! Kürek bizim elimizde! Bayrak bizim elimizde! ve yarın, bu milletindir! Bu devletin yetkisini siz veriyorsunuz. Verdiğiniz yetkinin nasıl kullanıldığını sormak, yanlış kullananı değiştirmek sizin hakkınız.
"'SEÇİMİ KAYBETSE DE GÖREVİ BIRAKMAZMIŞ', PAŞA PAŞA BIRAKACAKLAR"
Bir düşünün, Meclis bu meydandaki insanın sesine gerçekten kulak verdiğinde neler değişir? Gazinin yıllardır bekleyen hakkını bir daha gündemden kaldıramazlar. Fon vurgununda hangi kurumun ne yaptığını araştırmaktan kaçamazlar. Trabzon'a her seçimde aynı treni anlatıp sonra beş sene ortadan kaybolamazlar. Bu memleketin geleceğini ilgilendiren bir pazarlığı milletten saklayamazlar. İşte ben o Meclis'in gücünü istiyorum. Vekilin oyunu milletin önünde verdiği, bakanın milletin önünde hesap verdiği, bir memurun kendisini atayan adama bakmadan kanunu uygulayabildiği bir Türkiye istiyorum. O Türkiye'yi kuracak irade de bu meydandadır, milletin kendisindedir. Sağda solda dedikodu yaptırıyorlar. Efendim, 'seçim yapmazmış.' Paşa paşa yapacaklar. 'Seçimi kaybetse de görevi bırakmazmış', paşa paşa bırakacaklar. Makam dediğin emanettir. Devlet dediğin de milletindir. İktidarı veren de millettir, alacak olan da millettir. Burası muz cumhuriyeti değil, büyük Türkiye Cumhuriyeti'dir. Söz de milletin, karar da milletinindir. Ben size, gücün gerçek sahibi olduğunuzu hatırlatmaya geldim. Elimdeki zarfa iyi baksınlar! Milletin egemenliğidir bu zarf. Kurtuluş Harbi'nde bile sandığa girmiş ve hükmünü vermiştir. Sandığa girecek ve yine hükmünü verecektir. Hüküm büyük Türk milletinindir."
İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu'nun "Terörsüz Türkiye" sürecine ilişkin açıklamaları üzerine bir vatandaş, "Kimsenin koluna merdivenlerden inerken girmeyeceksin" dedi. Dervişoğlu vatandaşa, "Benim sizden aldığım aile terbiyesi, yardıma muhtaç olana mutlaka yardım etmekten geçiyor. Bak, sen öyle diyorsun, millet böyle diyor. Şimdi ben bu konularda çok zayıfım. İnsan olarak çok duygusalım, çok" diye yanıt verdi.