Öne Çıkan Gelişmeler & Özet:
- • Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi ( Van YYÜ) Öğretim Üyesi Doç. Dr. Hamdi Alkan, 2011-2026 yılları arasında bölgede...
- • 23 Ekim 2011 tarihinde saat 13.41'de merkez üssü Van'a yaklaşık 17 kilometre uzaklıktaki Tabanlı köyünde 7,2 b...
- • Yetkili kurumlar ve uzmanlar gelişmeleri anlık olarak analiz etmeye devam ediyor.
Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi ( Van YYÜ) Öğretim Üyesi Doç. Dr. Hamdi Alkan, 2011-2026 yılları arasında bölgede 20 binden fazla deprem meydana geldiğini belirterek, Van Fay Zonu ile Erciş Fay Zonu arasındaki bölgenin ayrıntılı incelenmesi gerektiğini söyledi.
23 Ekim 2011 tarihinde saat 13.41'de merkez üssü Van'a yaklaşık 17 kilometre uzaklıktaki Tabanlı köyünde 7,2 büyüklüğündeki deprem, kentte büyük yıkıma ve can kayıplarına neden oldu. Yaklaşık 25 saniye süren depremin üzerinden 15 yıl geçerken, bölgedeki sismik hareketlilik ve muhtemel depremlere yönelik bilimsel çalışmalar devam ediyor. Van YYÜ Jeofizik Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Hamdi Alkan, bölgede meydana gelen depremlerin dağılımı, fay zonlarıyla ilişkisi ve gelecekte oluşabilecek depremlerin özelliklerine yönelik araştırmalar yürüttüklerini söyledi.
Öğretim Üyesi Doç. Dr. Alkan, Van ve çevresindeki deprem hareketliliğine ilişkin yürüttükleri çalışmalarda, 2011-2026 yılları arasında bölgede 20 binden fazla depremin meydana geldiğini tespit ettiklerini belirtti. Depremlerin büyük bölümünün sığ odaklı olduğuna dikkat çeken Alkan, 2015 yılından sonra Van Fay Zonu ile Erciş Fay Zonu arasında 4'ten büyük yaklaşık 30 depremin kaydedildiğini ifade etti.
Gelişmenin Perde Arkası ve Detaylar
"Depremler hissedilebilir nitelikte ve etkileri daha büyük olabiliyor"
İHA muhabirine konuşan Van YYÜ Jeofizik Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Hamdi Alkan, 2011'deki ana depremin ardından 2015 yılına kadar artçı şok aktivitesinin devam ettiğini belirtti. Doç. Dr. Alkan, "2011 Van depreminden sonra özellikle 2015 yılına kadar Van ana şoku ve çevresinde artçı şok aktivitesinin devam ettiğini hesaplamalarımızda net olarak görebiliyoruz. 2011 yılından 2026 yılına kadar bölgede 20 binden fazla depremin meydana geldiğini görüyoruz. Bu depremlerin sığ odaklı, yani yeryüzüne yakın depremler olduğunu söyleyebiliriz. Dolayısıyla bu depremler hissedilebilir nitelikte ve etkileri daha büyük olabiliyor. 2015 yılından sonra meydana gelen 4'ten büyük depremlerin bölgede nerelerde kümelendiğini, nasıl bir dağılım gösterdiğini, bu depremlere neden olan fay ve fay zonlarının doğrultularının ve yönlerinin ne olduğunu araştırıyoruz" dedi.
"30 deprem iki fay zonu arasında yoğunlaştı"
Resmi Açıklamalar ve Süreçteki Son Durum
2015 yılından sonra 4'ten büyük yaklaşık 30 depremin bu iki fay zonu arasında yoğunlaştığını dile getiren Alkan, "Bu depremlerin bu iki fay zonu arasındaki bölgede yoğunlaştığını görüyoruz. Deprem mekanizmalarına ve çözümlerine baktığımızda da bu depremlerin bölgedeki faylarla uyumlu olduğunu tespit ediyoruz. MTA, 2026 yılı içerisinde diri fay haritasını güncelledi. Bu, oldukça önemli ve kıymetli bir çalışma. Biz de buna katkı sunmak amacıyla MTA'nın diri fay haritasında yer almayan ancak önceki çalışmalarda belirlenmiş olan diri fayları inceliyoruz. Bununla birlikte, jeofizik parametrelerle yeryüzünde devam eden gömülü yapıların uzanımlarını ve doğrultularını belirleyebilecek yöntemler kullanarak bu fayların devam edip etmediğini ve nereye kadar uzanabileceğini öngörmeye çalışıyoruz. Aynı zamanda deprem öngörü parametreleri üzerinden gelecekte hangi bölgelerde ne tür depremlerin meydana gelebileceği ve bunlara yönelik ne gibi önlemler alınabileceği konusunda çalışmalarımızı sürdürüyoruz" diye konuştu.
"İki fay zonu arasındaki bölgeye odaklanılması gerekiyor"
Van Fay Zonu ile Erciş Fay Zonu arasında meydana gelen depremlerin dağılımına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Alkan, "Van Fay Zonu ile Erciş Fay Zonu arasındaki faylarda ve bunlarla ilişkili segmentlerde depremlerin meydana geldiğini görüyoruz. Yürüttüğümüz çalışmada, bu iki fay zonu arasındaki bölgeye odaklanılması gerektiğini daha net bir şekilde ortaya koyan sonuçlara ulaşıyoruz. Burada vatandaşları ilgilendiren en önemli soru ise deprem olup olmayacağı ve bizim depreme ne kadar hazır olduğumuzdur. Günümüz itibarıyla depremin yerini ve zamanını kesin olarak belirleyebilecek bir teknolojiye sahip değiliz. Ancak depremin hangi bölgede meydana gelebileceğini ve muhtemel büyüklüğünü değerlendirebilecek bilimsel altyapıya sahibiz. Dolayısıyla bu bilimsel veriler doğrultusunda farklı kurumların bir arada ve koordineli şekilde çalışmasıyla deprem gerçeğine karşı önlem alabiliriz" şeklinde konuştu.
Kamuoyunun ve Uzmanların Değerlendirmeleri
"Depremi bir felakete dönüşmekten çıkarıp doğal bir olay olarak karşılayabiliriz"
2011 depreminin kentte oluşturduğu hasara da değinen Alkan, depremde yaklaşık 140 bin yapının zarar gördüğünü, bunların yaklaşık 40 bininin ağır hasar aldığını ve can kayıplarının yaşandığını hatırlattı. Deprem sonrasında hasarlı yapıların dönüştürülmesi ve yeni konutların inşa edilmesine yönelik çalışmaların devam ettiğini belirten Alkan, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Kamu binaları bu anlamda oldukça sıkı standartlara tabi tutuluyor ve kullanışlı durumda bulunuyor. Bununla birlikte devletimizin vatandaşlara sunduğu, Toplu Konut İdaresi Başkanlığı (TOKİ) tarafından inşa edilen konutlar da bu açıdan oldukça kıymetli. Özel firmaların da 2019 Türkiye Bina Deprem Yönetmeliği'ne uygun şekilde yapılarını inşa etmeleri gerekiyor. Toplum olarak bu süreçleri doğru şekilde organize edebilir ve gerekli önlemleri alabilirsek depremi bir felakete dönüşmekten çıkarıp doğal bir olay olarak karşılayabiliriz. Böylece muhtemel bir deprem sonrasında yaralarımızı en kısa sürede sarabiliriz."